SEYAHAT FONU'NA BAŞVUR

Şubat Etkinlikleri

Hrant Dink’in Ofisine Ziyaret – Arpenik Atabekyan


2009’da gitmiştim
Agos‘un ofisine. Koridorlar ve odalar, boydan boya gazete ve kitaplarla doluydu. İnsanlar günlük rutinleri içinde yoğun bir şekilde çalışıyorlardı. Daha sonra vakfın şahane terasına çıktığımızda Hrant Dink’in kızıyla tanışma ve sohbet etme fırsatım olmuştu.

Yıl 2017 ve bu sefer Hrant Dink Vakfı bursiyerleri olarak yeniden Agos’un eski mekânındayız. Mart 2015’te Agos ile birlikte Anarad Hığutyun Binası’na taşınan Hrant Dink Vakfı, o günden beri Agos‘un eski ofisini, özellikle de Hrant Dink’in ofisini bir hafıza mekânına dönüştürmek üzere proje yürütüyor.

Agos‘un eskli ofisi kadar Sebat Apartmanı da pek çok insan için önemli bir anlam taşıyor. Zira 19 Ocak 2007’de binlerce insan adalet talebiyle bu binanın önünde toplanmıştı. O gün ve onu takip eden yıllar, Türkiye’de yaşayan ancak görünmez olma ihtiyacı hisseden pek çok azınlık toplumu için kabuğunu kırma sürecine; kimileri içinse bir kimlik krizine dönüştü.

Hrant Dink Vakfı Hafıza Mekânı projesi koordinatörü Nayat Karaköse’nin rehberliğinde Hrant Dink’in ofisine gittik. Odadaki resimleri, fotoğrafları ve Hrant Dink’in kitaplığını inceledik. Mekânın hazırlık aşaması kapsamında vakıf katılımcı bir süreç yürütüyor ve farklı uzmanlık alanlarından, disiplinlerden bireylerin beklentilerini ve önerilerini dinlemeye özen gösteriyor. Büyük çoğunluğu boşaltılmış olan kitaplıklarla dolu odaları gezdikten sonra, bu odaların hangi amaçla ve ne şekilde tasarlanabileceği üzerine fikirlerimizi paylaştık. Birçoğumuz, Asya, Avrupa ve Afrika gibi farklı kıtalardaki hafıza ve vicdan mekânlarını daha önceden ziyaret etmiştik. Bu mekânlarda gördüğümüz farklı ögeleri göz önüne alarak yaptığımız tartışmada, yeni fikirler ortaya çıktı. Yaptığımız tartışmaların sonucunda vardığımız ortak kanı, Agos‘un eski ofisinde mekânın tarihi ve hafızasını görmek istediğimizdi.

Nayat ile yaptığımız verimli sohbetin sonucunda hepimiz ortak bir düşüncede buluştuk. Burası bir hafıza mekânına dönüştüğünde acının ve kederin yansıtıldığı bir yer olmaktansa, buranın tarihini öğrenebilecekleri, zaman içinde değişimi yansıtıp geleceğe dair umudu barındıran ve yeşerten bir mekân haline gelmeli.

Bu yapının unutulmasına ve kaybolmasına izin vermek yerine, yaşayan, hareketli ve bağımsız bir şekilde varlığını sürdüren yapıya dönüştürmek son derece önemli olduğu kadar da heyecan verici bir adım. Agos‘un eski ofisi hafıza mekânına dönüşürken, Anarad Hığutyun Binası’nda düzenlenecek etkinliklere paralel olarak, atölyelere, toplantılara, gösterimlere, sunumlara ve konuşmalara da ev sahipliği yapabilir.

Bugünlerde, göz alıcı Sebat Apartmanı’nın ön cephesi, binayı güçlendirme çalışması nedeniyle yeşil bir ‘örtü’yle kaplı; ancak umut ediyoruz ki, çok yakın bir zamanda bu örtü kalkacak ve bizler de Hrant Dink hafıza mekânına, geçmişin hatıraları ve güzel bir geleceğin ümidi ile gireceğiz.

 

İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nde Kısa bir Tur – Nareg Seferian

İstanbul Ermeni Patrikhanesi binasının zemin katına inerken etrafa göz attığımızda, dikkatimizi ilk çeken eşya, akla hemen Ahit Sandığı’nı getiren bir nesne oldu. Neticede dini bir kurumdaydık; İncil’de anılan bu kayıp eserin nihai istirahatgâhı neden burası olmasındı? Bunca asırdan sonra, onu Ermeni kilisesinde herkesin gözü önünde saklanmış halde bulmak sıkı bir keşif olurdu. Sandık gereken görünüme sahipti: dört kolu bulunan dikdörtgen bir kutuydu, ama yan taraftaki manivelasıyla birlikte, çıkıntılı bir uç kısmı ve altına sıkıştırılmış, sarılı bir hortumu vardı.

Gün boyunca rehberimiz olan hoşsohbet Yardımcı Papaz Vağarşak Seropyan, yüzünde bir gülümse ile bu nesnenin asıl amacının yangın söndürmek olduğunu açıkladı. İstanbul ahşap binalarına musallat olan yangılarıyla kötü bir ün salmıştı. (Washington’daki Kongre Kütüphanesi’nde bulunan bu çevrimiçi sergide görülebileceği gibi, Mkhitaryan Rahiplerin İtalyanca bir itfaiye el kitabını 1831’de Venedik’te Ermeniceye çevirmeleri şüphesiz ki boşuna değildi.) İtfaiye ekipleri, temel olarak dört ayaklı, elle çalıştırılan bir pompa olan tulumbayı çekerek taşımak üzere daima emre amadeydiler. Karşımızda duran, aslan ve kaplan avlama sahneleri ile süslenmiş, aynı zamanda bir kartalın bulunduğu, sanatçının adı ve bağlı olduğu kilisenin işlendiği bir paneli de bulunan, özgün bir eserdi Gerçekten de nadide bir parçaydı.

Tulumba bir kenara, Patrikhane’de sergilenen eserlerin çoğu şaşırtıcı olmayan biçimde, kilise donatılarıydı: papaz elbiseleri, cübbeler, piskoposluk taçları, haçlar, kadehler, asalar, şamdanlar vs. Bunlar yüzyıllara yayılan Ermeni ustalığından geriye kalanlar, büyük ölçüde Türkiye’nin iç ve batı bölgelerinde günümüze ulaşanlardı. Ülkenin daha doğusunda geriye kalan eserlerin vardığı son yer, Ermenistan’da bulunan Eçmiyazdin, daha güneyindekilerin ise Lübnan’daki Kilikya Kutsal Makamı Katolikosluğu oldu. Camekânlar içinde altın, gümüş ve ahşap parçalar sergileniyordu, yer yer tablolar veya tabak çanak ya da eski mobilyalar gibi daha sıradan eşyalar beş odayı ve koridorları süslüyordu.

Bana sorarsanız, en ilgi çekici eserler eski kitaplar ve el yazmaları idi. Gerçekten de, insanlığın yarattığı en ilgi çekici eserler bunlar değil mi? Her biri başlı başına bir sanat eseri. Aynı zamanda içlerinde zengin içerikler ve tüm fildişi ciltleme işleri ya da altın harflerden daha kıymetli olan, paha biçilmez miraslar taşıyorlar. İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nde okunacak ve keşfedilecek birçok şey olsa gerek.

Ne var ki vaktimiz bir sabah ile sınırlıydı. Çok geçmeden kendimizi, 1913’te son halini alan, etkileyici giriş holleri ve toplantı salonları bulunan ana binada bulduk. İstanbul’da sık sık başıma geldiği üzere, bu merdivenlerden kimlerin çıktığını, sergideki o beş güzel Ayvazovski eserine bir zamanlar kimlerin baktığını merak ettim. Yine, her şeyden önce dikkatimi çeken yazılar oldu: elle yazılmış, harikulade fermanlar ve din adamları ve sıradan vatandaşların mühürleri ile dolu veya renkli geometrik şekillerle süslenmiş olan, sultanlar ile patriklerin diğer buyrukları.

Hrant Dink bursiyerleri olarak bu şehirdeki deneyimimiz, market alışverişi gibi günlük işleri, doğal olarak iş yerleştirme faaliyetlerimizi ve İstanbul’un Ermenilerin yaşamında (hem geçmişte, hem de günümüzde) ne anlama geldiğine dair bir kavrayış edinmeyi içeriyor. Bu kavrayışın en belirgin olduğu yer de Ermeni Patrikhanesi.

Türkiye’deki Ermeni Kilisesi için turkiyeermenileripatrikligi.org (Ermenice ve Türkçe) adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Dans Filmleri Gösterimi – Duygu Bostancı

17 Şubat’ta bana ev sahipliği yapan kuruluş olan ICA’da dans filmleri gösterimi yaptım. Filmler Ankara’da üç yıldır yapılan SinemaDansAnkara Festivali’ndendi. Bu festival sayesinde Türkiye’den ve tüm dünyadan birçok dans filmi görme şansını yakalamıştım. Dans filmleri izleyebileceğimiz çok alan olmuyor genelde. Bu yüzden burada filmlerden bazılarını göstermeye karar verdim. Küçük bir araştırmayla Ermenistan’dan da birkaç dans filmi buldum. Filmleri hep birlikte izleyip üzerine konuştuk. Gösterim sonrasında projemden bahsettim ve onları projenin bir parçası olmaya davet ettim. Sonra bir kadın gelip koreograf olduğunu ve bize katılmak istediğini söyledi. Film gösterimi sayesinde bir koreograf buldum ve şimdi birlikte çalışıyoruz!