SEYAHAT FONU'NA BAŞVUR
Haberler

‘Ermenistan’da bütün yaşlılar dedeme benziyordu’

Published on 05/09/2014 under Haberler

Melis Solakoğlu
Agos

Hrant DinkVakfı’nın iki komşu ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek için Civilitas Foundation işbirliğiyle yürüttüğü Türkiye-Ermenistan Seyahat Fonu’nun desteğiyle 15 gün Ermenistan’da bulunma fırsatı yakalayan lise öğrencisi Dila Kuş’tan, Ermenistan’da yaşadıklarını ve duygularını dinledik. Birleşmiş Dünya Kolejleri adlı kuruluşun lise öğrencileri için Yerevan’da düzenlediği yaz okuluna katılan Dila Kuş, projede yer alan iki Türk’ten biriymiş. Bu yüzden başlangıçta kendini tedirgin hissettiğini ama Yerevan’da bu tedirginliğini üzerinden attığını ve dostluklar kurduğunu anlattı. Üniversitede siyaset bilimi okumak isteyen Kuş, “Seneye Birleşmiş Dünya Kolejleri nin sınavını kazanırsam, lisenin son iki yılını Ermenistan’da okumak istiyorum. Biliyorum ki orada kalabileceğim bir sürü evim var” diyor.

‘Yerevan’da evimde gibiydim’

“Ben üç yıl kadar Karadeniz’de yaşadım; gittiğimiz yer Karadeniz’e çok benziyordu. Bana çok yakın davrandılar, orada gerçekten evimde gibiydim” diyen Dila, orada hastalandığında gördüğü ilgiden çok etkilenmiş: “Ben 15 günlük kampın beş gününü hasta geçirdim. İlaçlarla iyileşemeyince beni Dilican’da hastaneye götürdüler. ‘TC’ yazılı nüfus cüzdanımı verdiğimde acaba ne olacak diye düşünürken, beni muayene etmek için başhekim geldi. Çok şaşırdım, alt tarafı bir soğuk algınlığıydı. Türkiye’de hiçbir hastanede böyle bir ilgi görmemiştim. Hemşireler sürekli gelip kontrol ettiler.”

Türkler ile Ermeniler arasında büyük farklar olduğunu düşündüğünü, Yerevan’a gidince bu düşüncesinin tamamen değiştiğini söylüyor. Hatta, “Oradaki yaşlıların hepsi dedeme benziyordu” diyor. Yerevan’da tanıştığı insanları çok sıcakkanlı bulduğunu belirten Kuş, “Onların açısından düşündüğüm zaman, Türk olmama rağmen bana bu kadar yakın davranmaları ve yardımcı olmaya çalışmaları beni çok etkiledi” diyor.

‘İletişim kurmamak büyük kayıp’

Dila, Yerevan’a gitmeden önce hiç Ermeni arkadaşı olmadığını, bunu bir kayıp olarak gördüğünü söylüyor: “İstanbul’a bu sene taşındık ve bu şehirde yaşayan çok sayıda Ermeni olduğunu öğrendim. Ne zaman dışarı çıksam, ‘Acaba nerededirler, karşılaşabilir miyiz?’ diye düşünüyorum. Ermenistan’daki Ermenilerle iletişim kurulmaması, o sıcakkanlı insanları görmemek de çok büyük kayıp bence.” Değişimin bireylerle başlayacağını düşündüğünü belirten Dila, “O zaman toplum olarak sınırları aşabiliriz” diyor.

Dila, Ermenistan ve Türkiye halklarının birbirine bakışına dair gözlemlerini şöyle aktarıyor: “Hem Türkiye’de hem Ermenistan’da, dedemin de içinde olduğu kuşak, yakın geçmişe dair bazı şeyleri duymaya bile katlanamıyor. Bizim yaşımızda olanlar ise, meseleye şöyle bakıyorlar: ‘Bizim sizinle bir derdimiz yok, sadece aramızda bir şeyler yaşandı, bunu değiştirenleyiz ama şu ânı birlikte yaşayabiliriz’.” Yerevan’da tanıştığı Amerikalı bir Ermeni, Dila’ya, “Sizinle tanıştıktan sonra Türklere karşı algım değişti” demiş.

Vildan Laçin: ‘Dedeme bir Ermeni sahip çıkmış’

08

Fotoğraf: Mihran Manukyan

Dila’nın Ermenistan’a gitme planına annesi başından itibaren destek olmuş, hatta Hrant Dink Vakfı’nın verdiği fondan o haberdar olmuş. Kızının, lisenin son iki senesini Ermenistan’da okuma kararını da destekleyen Vildan Laçin, bu önyargısız bakışında aile hikâyesinin da payı olduğunu belirtiyor: “Büyükdedem Şakir Laçin Azerbaycan’dan Türkiye’ye 1893’te Rus savaşında gelmiş ve Ağrı’ya yerleşmiş. Ağrı’da Ermeni çeteleriyle savaşmış, hatta ilk kurşunu atan olmuş ve şehit düşmüş ama onun çocuğunu yine bir Ermeni bulup kurtarmış ve Azerbaycan’a geri göndermiş. Bir Ermeni’nin sahip çıktığı dedem, Azerbaycan’dan Stalin zamanında, 1932’de kaçıp babaannemle beraber Ağrı’ya yerleşmiş.” Vildan Hanım, ailesinden hiçbir zaman, Ermenilere yönelik ötekileştirici bir söz duymamış. Dila’yı Ermenistan’a gönderirken tek kaygısı, nükleer santralin patlama ihtimali olmuş.

Ona “Kızını nasıl oraya gönderirsin, çocuğu orada keserler!” diyenler bile olmuş. Vildan Hanım, bunların kendisi için bir anlam taşımadığını söylüyor ve 1915’te yaşananlara ilişkin görüşünü şu sözlerle ifade ediyor: “Osmanlı’nın soykırımından nefret ediyorum. Birinci Dünya Savaşı koşulları altında bazı şeyler yaşanmış olabilir. Nasıl bizim içimizde kötüler varsa, Ermeniler arasında da olabilir ama suç işleyenler ayrı tutulabilirdi, onca kadın ve çocuğu yollara dökülmeden bu sorun çözülebilirdi.”